Profil de MehmetcikMEHMETCİKPhotosBlogListesPlus ![]() | Aide |
MEHMETCİKŞEHİT OLUR NURLANIR, GAZİ OLUR ONURLANIR Dossiers publics
15 mars istiklal marşı
BAYRAK SIIRI Ey mavi göklerin beyaz ve kizil süsü Kiz kardesimin gelinligi, sehidimin son örtüsü. Isık Isık, dalga dalga bayragim, Senin destanini okudum Senin destanini yazacagim, Sana benim gözümle bakmayanin Mezarini kazacagim, seni selamlamadan ucan kusun Yuvasini bozacagim, Dalgalandigin yerde ne korku ne keder, Gölgende bana da bana da yer ver. Sabah olmasin günler dogmasin ne cikar, Yurda ay yildizin isigi yeter, Savas bizi karli daglara götürdügü gün, Kizilliginda sigindik, Dalgalardan cöllere düsürdügü Gölgene sigindik, Ey simdi süzgün rüzgârlarda dalgali Barisin güvercini, savasin kartali Yüksek yerlerde acan cicegim Senin altinda dogdum Senin dibinde ölecegim, Tarihim, serefim, siirim, her seyim Yer yüzünde yer begen, Nereye dikilmek istersen, Söyle seni oraya dikeyim.
şehit
Ne Mutlu Türküm DiyeneŞEHİDİN VASİYETİ AĞUSTOS 2008 DE ERZİNCAN KEMAH'DA ŞEHİT OLAN DOKUZ KAHRAMANIMIZ VE HAKKARİDE Pentegon'da boya yapan hizmetçi Putin'le düşünüp, Bush'la yatanlar Teneke beyinli soysuz zübükler Sarayın içinde Allah arayan Timsah gibi gözden yaşı akıtan Gülen kapısında boyun eğenler g.hitabe
AskerAsker (*)
Bir bahçedeyiz şimdi şehidlerle beraber, Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber, Lâkin kalacak doğduğumuz toprağa, bizden Şimtek gibi bir hâtıra, nal seslerimizden
Askerlik yüksek bir pâyedir, Hakk’ın katında da, halkın katında da... Ona denk yüce bir topluluk ve gördüğü vazifeye denk yüksek bir vazife yoktur şu fânî âlemde. Yüklendiği iş itibâriyle, (zaman) onda başkalaşır, muammalaşır ve bir sır haline gelir. Saati seneler sayılır askerin.. talimiyle, terbiyesiyle ve serhad boylarında nöbetiyle geçirdiği saati.
Uhdesine verilen emanetleri görüp gözetmede onun gözü, lâhut-âlemini seyretmekle doymut ve dolmut bir göze denk tutulmuttur, sözü lâl ü güherin (1) dilinde. Ve bu noktada eti menendi yoktur askerin...
Onu vatanın bekçisi diye anlatırlar. Bence, ona topyekûn mukaddeslerin; mâzînin, harsın, hürriyet ve emniyetin en emîn muhâfızı demek daha uygun olacaktır. Zira, endişelerimiz ancak, onun mevcudiyetiyle zâil olur. Huzursuzluğumuz onun türkü ve haykırışlarıyla huzura ve emniyete inkılâb eder.
İnsanlık, askerle medeniyet ve umrana tırmanır. Fetihler ve sonra kültür akımları, onun sancağı ve mızrağıyla her tarafa ulaşır ve bu sayede yeni yeni medeniyetler doğar; yeni yeni iklimler aydınlığa kavuşur. Sonra taşıyıp geliştirdiği herşeyi, emniyet altına alma ve koruma da yine kendisine düşer. An olur, bir sel gibi çağlar, bir tufan kesilir, temizler her tarafı. Gün gelir buharlaşır, bir sıyânet bulutu kesilir milletinin üstünde... Dolu dolu gözleriyle yatıştırır tozu toprağı ve sular baştan başa bütün bir çemenzârı (2).
Milletlerin ölüş ve dirilişinde büyük tesiri vardır askerin. Bütün kaynaşmalar, huzursuzluklar ve nihayet yıkılışlar, hep onun kendinde olmadığı zamanlara rastlar. Bütün bir irfana eriş, kendine geliş ve diriliş ise, onun zinde ve canlı olduğu günlerde görülür. Çağlayanlar gibi akıp akıp gittiği, tepeleri düz, ovaları bereketli kıldığı günlerde...
Her milletin tarihinde asker, bir tepe varlıktır. O, dağ cesametiyle türkülere mevzu olur, destanlara renk katar ve milletinin gönlünde, yüce burçlarda dalgalanan bayraklar gibi huzurun ve emniyetin remzi haline gelir. Bu ma’nâda her milletin askeri vardır ve o milletin gözdesidir, canlılığı, şuuru ve aksiyonuyla.
Bir de anadan doğma asker millet vardır. O, asker doğar, askerlik türkülerinden ninniler dinler ve asker olarak ölür. Âşıktır askerliğe, serhad boylarına, akına ve kavgaya.
“Râyet’e meylederiz kâmet-i dilcû yerine, Tuğa dil bağlamışız kâkûl u hoşbû yerine Heves-i tîr u kemân çıkmadı dilden asla Nâvek-i gamze-i dildûz ile ebru yerine Severiz esb-i hünermend-i sâbâ reftârı Bir peri-şekl sanem gözleri âhû yerine”
Gazi Giray (3)
Sığmaz kabına ve bir çığlık olup kıt’adan kıt’aya yayılır. Denizler gibi kükrer. Dağlarla pençeleşir, stepleri aşar, Çin Seddi’ne ayak öptürür.
O, kendini yerin tek vârisi bilir ve gözü dünya hâkimiyetindedir. “Gün doğusundan gün batısına kadar bizimdir” sözü, onda ideâlleşir ve bu uğurda ölüm, hayatın en tatlı gayesi ve en sevimli neticesi haline gelir. “Şimdiye kadar çok muzaffer oldum. Artık benim için Hakk yolunda ölenlerin eriştiği yüce saadetten başka bir şey kalmadı. Gayrı, akacak kanımın değeri bu olsun.” Ordusu muzaffer, ileri, kendi yüceler yücesine kanat çırpıp yükselirken, beşikten o âna kadar içinde taşıdığı ma’nâya bir kere daha tercüman olur: “Attan inmeyesüz!” Bu aydınlık tufanı, Lazar’ın ve Miloş’un ülkesini de sardıktan sonra, Balkanlar’ın ona mezar olmasının ne ehemmiyeti var..!
Asker millet, elinde taşıdığı meş’ale ile her tarafı aydınlatma yolundadır. Mızrağının ucunda taşıdığı ışıkla, en ücra yerlere koşar; insanlık için; onun saadeti ve aydınlığa ermesi uğruna dağlara tırmanır; denizlerle boğuşur, surları göğüsler, bir yıldırım gibi milletlerin beyninde çakar; zulmü ve zâlimi târumâr eder.
Geçilmez zannedilen surlar ve yüksek burçlar onun karşısında toz duman olur, erir. Mütekebbir ve mağrur başlar, huzurunda iki büklüm olur. Kılıç çalışı gökte ve yerde velvele meydana getirir. Tuğuna ve sancağına cihan selâm durur. O âbide ruh için dost selâm durur, düşman selâm durur. Muvakkat bir kadirşinaslığı içinde Monstesqieu: “Bu millet olmasaydı tarih olmazdı” der. Asker millet için, bu hüküm doğru fakat eksiktir. Zira bu millet, tâhidi bulunduğu yüce âlem ve büyük da’va itibâriyle, tarihinde, medeniyetin de kurucusu ve koruyucusu olmuştur.
Evet o, baştan başa insanlık ufkunun karardığı bir dönemde, bir kama gibi zulmetleri yırtmış ve kendinden sonraki devirlere hükmünü kabul ettirmiştir. Cesaretiyle, ikdamıyla ve ölüme karşı fütûrsuzluğuyla...
Ve yine o, taarruzunda destanlara sığmaz bir celâdet gösterirken;
“Vur pençe-i âlîdeki şemşîr aşkına Gülbangı, âsûmânı tutan pîr aşkına Ey letker-i müfettihu’l-ebvâb vur bugün Feth-i mübîni zâmin o tebşir aşkına Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl için Gelmiş o şehsuvâr-ı cihangir aşkına Düşsün çelengi Rum’un eğilsin ser-i freng Vur Türk’ü gönderen yed-i takdir aşkına.”
Y.K.
Müdâfaasında da cansiperânedir. Hattâ onun müdâfaası, taarruzundan farksızdır. Batılı; “bütün milletlerin müdâfaadan ümitlerinin kesildiği yerde onun taarruzu başlar” der. Bu, Malazgirt’ten Çanakkale’ye kadar, destanlaşan bir milletin aksiyonunun en güzel ifadesidir. Palandöken’de, Rus ordusunu, elindeki satırıyla karşılayan ninesinden, yüzünden duvağı çözüp Çanakkale’ye koşan gelinine kadar, batılının gözünden kaçmamıştır bu millet.
İmkânsızlığın ve yokluğun kendini boğmaya çalıştığı dönemde dahi, İngiliz toplarına süngüsüyle cevap veren Mehmetçik, tarihe gömülürken, Ulubatlı Hasan’la selâmlaşır, Mohaç’a tebessüm atfeder, Malazgirt’ten geçip “Bedr’in Aslanlarıyla” boyun boyuna gelir.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? “Gömelim gel seni tarihe” desem sığmazsın Hercümerc ettiğin edvara da yetmez o (kitab) Seni ancak ebediyetler eder istiâb... ................................................ Ey şehid oğlu şehid isteme benden makber! Sana âğuşunu açmış duruyor Peygamber
M.A.
Onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihimizde dahi kaç defa onda mâzînin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celâdetini gördük... Eğer, atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçmeseydi, bütün bir millet olarak inkisâr içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı...
Tuğa selâm, sancağa selâm ve ölçülerimiz içinde onu tutan yüce başa binlerce selâm
güneşEy mâyesi nurla yoğrulmuş millet! Hele dişini sık az daha sabret! Aman, sönmesin sînendeki himmet! Son durağın “Devlet-i ebed müddet...”
Hiç durma yürü ki, yollarda gözler! Durmuş şehid baban yolunu gözler Geril, koş! Seni bekliyor pürüzler Gel artık sevinsin kederli yüzler..!
Belli, da’vâ büyük yollar da uzun; Ne gam! Yolcusu olmuşsun Sonsuz’un. Kutlu Rehber bu yolda kılavuzun.. Lafı mı olur artık, karın-buzun..!
Nasıl olsa bir gün güneş doğacak; Çevreye yeniden nurlar yağacak; Dağ-dere, ova-oba bucak bucak, Işık gelip karanlığı boğacak... |
|
||||||||||||||
|
|