Profil de MehmetcikMEHMETCİKPhotosBlogListesPlus Outils Aide

MEHMETCİK

ŞEHİT OLUR NURLANIR, GAZİ OLUR ONURLANIR
Photo 1 sur 14
15 mars

istiklal marşı

Image Hosted by ImageShack.us

  

 

 

 

 

BAYRAK SIIRI

Ey mavi göklerin beyaz ve kizil süsü

Kiz kardesimin gelinligi, sehidimin son örtüsü.

Isık Isık, dalga dalga bayragim,

Senin destanini okudum  Senin destanini yazacagim,

Sana benim gözümle bakmayanin  Mezarini kazacagim,

seni selamlamadan ucan kusun Yuvasini bozacagim,

Dalgalandigin yerde ne korku ne keder,

Gölgende bana da bana da yer ver.

Sabah olmasin günler dogmasin ne cikar,

Yurda ay yildizin isigi yeter,

Savas bizi karli daglara götürdügü gün,

Kizilliginda sigindik,

Dalgalardan cöllere düsürdügü Gölgene sigindik,

Ey simdi süzgün rüzgârlarda dalgali Barisin güvercini,

savasin kartali Yüksek yerlerde acan cicegim

Senin altinda dogdum Senin dibinde ölecegim,

Tarihim, serefim, siirim, her seyim

Yer yüzünde yer begen,

Nereye dikilmek istersen,

Söyle seni oraya dikeyim.

 

 

 

                                            

                 

   

14 mars

Atatürk

http://www.srdc.metu.edu.tr/webpage/index.php   http://www.freewebs.com/the_greatest_military_commander/index.htm   http://www.forumti.com/masaustu/39697-atamizin-ekran-koruyucusu-mukemmel.html   

şehit

 

           

 

 

 


 

 

        

Animasyonu izlemek icin resmin üzerine tıkla

 

 

 

 


 









 

 

 Bu Şiirim

 

 

Toprağından taşından taviz vermeyen,
Bayrağın önünden selamla geçen,
550 gün sevdiklerine hasret çeken,
Mehmetçikleredir bu şiirim.

Elinde silahı nöbet beklerken,
Gözünü hedeften ayrılmazken,
Gece geç yatar sabah kalkar erken,
Mehmetçikleredir bu şiirim.

Bir mektup alınca öpüp koklayan,
Okuduğu her satırında ağlayan,
Yazdığı şiirlerle yürek dağlayan,
Mehmetçikleredir bu şiirim.

Gel tezkere diyerek şafak sayan,
Nöbette pür dikkat,uyumayan,
Kar kışta dağdan dağa koşan,
Mehmetçikleredir bu şiirim.

Herkesin arzusudur bu görevi yapmak,
Helaliyle askerliği yaşamak,
Kolaymı Türk kimliği taşımak ?!!
Mehmetçikleredir bu şiirim.

Şehit olur düşer karlar üstüne,
Peygamberin nuru vurur yüzüne,
Bayrağı sarılır tabutu üstüne,
Mehmetçikleredir bu şiirim.

RAFET hep sizinle olacak,
Belki şehit belki gazi olacak,
Olsun bu vatana canımı veririm,
Şanlı mehmetçiklere hediyemdir bu şiirim.

 

 

 

 

 

 

 

 

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır 

Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır

 

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                                 

 

 

 

KAHRAMAN MEHMETCİKLER

 

K alplerinde vatan,sevgisi

A LLAH,ALLAH,diye çıkıyor sesi

H angi düşman durur karşında

R abbine inanmış yiğit mehmetçik

A man vermesede düşmanın sana

M atemle döner çıkan karşına

A man verme sakın asla düşmana

N e kadar cesursun yiğit mehmetçik

M ehmetçik deyince düşman titriyor

E zan sesi ile şaha kalkıyor

H asmına yenilmez yiğit mehmetçik

M ahvettin düşmanı bozgun oldular

E rken pes ettirdin kızgın oldular

T ürkü hep kolay lokma sandılar

C anını dişine takmış yiğit mehmetçik

İ stiklal marşıyla çıkar yollara

K ayalıklar bile düzdür onlara

L ayıksın sen güzel olanlara

E bediyyen yenilgi yoktur onlara

R abbine inanmış yiğit mehmetcik

 

 

MEHMETCİĞE DERİN SAYGI

    23 Nisan 1915 günü Conkbayırında Türkler ve Birleşik Kuvvetler arasında korkunç siper savaşları oluyor. Siperler arasında 8-10 m. mesafe var. Süngü hucumundan sonra savaşa ara verildi. Askerler siperlerine çekildi. Yaralılar ve ölüler toplanıyor. İki siper arasında açıkta ağır yaralı ve bir bacağı kopmak üzere olan İngiliz Yüzbaşı avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağlıyor, kurtarın diye yalvarıyordu. Ancak hiçbir siperden kimse çıkıp yardım edemiyor. Çünkü en küçük bir kıpırdanışta yüzlerce kurşun yağıyordu. Bu sırada akıl almaz bir olay oldu. Türk siperlerinden beyaz bir iç çamaşırı sallandı. Arkasından arslan yapılı bir Türk askeri silahsız siperden çıktı. Hepimiz donup kaldık. Kimse nefes alamıyor, ona bakıyorduk. Asker yavaş adımlarla yürüyor siperdekiler kendisine nişan almış bekliyordu. Asker yaralı İngiliz subayını okşar gibi yerden kucakladı, kolunu omuzuna attı ve bizim siperlere doğru yürümeye başladı. Yaralıyı usulca yere bırakıp geldiği gibi kendi siperlerine döndü. Teşekkür bile edemedik. Savaş alanlarında günlerce bu kahraman Türk askerinin cesareti güzelliği ve insan sevgisi konuşuldu. Dünyanın en yürekli ve kahraman askeri Mehmetciğe derin sevgi ve saygılar.

      Üsteğmen Cosey

(Sonradan Avustralya Genel Valisi olmuştur)

 

 

                                                  

 
 
                                     zekigarden@hotmail.com
              

Ne Mutlu Türküm Diyene


ŞEHİDİN VASİYETİ

AĞUSTOS 2008 DE ERZİNCAN KEMAH'DA ŞEHİT OLAN DOKUZ KAHRAMANIMIZ VE HAKKARİDE
ŞEHİT OLAN BİR KAHRAMANIMIZIN, BÜTÜN ŞEHİTLERİMİZİN RUHUNA FATİHA
KAHRAMANLARIMIZIN NEZDİNE YÜCE TÜRK MİLLETİNE KAHRAMANLARIMIZIN AİLELERİNE
GENEL KURMAY BAŞKANLIĞIMIZA SAYGIYLA İTHAF EDİYORUM

Pentegon'da boya yapan hizmetçi
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.
Makamda bükülen sahte hürmetçi
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.

Putin'le düşünüp, Bush'la yatanlar
Mevla'ya değil de; kula tapanlar
Papazla kol kola nutuk atanlar
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.

Teneke beyinli soysuz zübükler
İffet fukarası, dürzü, dümbükler
Sahte bezirgânlar, soytarı dükler
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.

Sarayın içinde Allah arayan
Şimşir tarak ile keli tarayan
Konuştuğu her şey; küfre yarayan
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.

Timsah gibi gözden yaşı akıtan
Benim param ile evlat okutan
Evlad-ı vatanla, iti bir tutan
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.

Gülen kapısında boyun eğenler
Ben Türküm diyene; kafir diyenler
Haram sofrasında, ifrit yiyenler
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.
Türk olmayanlara cevaz verenler
Oy için meydana, mendil serenler
Cami avlusunda; ahlak derenler
Gelmesin kabrime, gelmesin bana.

g.hitabe

  • GENÇLİĞE HİTABE
      Ey Türk gençliği ! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyeti'ni, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
            Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahilî ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve Cumhuriyet'i müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
             Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi vazifen, Türk istiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

                                                                                                        Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK
    20 Ekim 1927       


                                                                             

                    

Asker

Asker (*)

 

Bir bahçedeyiz şimdi şehidlerle beraber,

Bizler gibi ölmüş o yiğitlerle beraber,

Lâkin kalacak doğduğumuz toprağa, bizden

Şimtek gibi bir hâtıra, nal seslerimizden

 

Y.K.                           SADECE BİR RESİM ANLATMAYA YETİYOR NE ŞARTLARDAN GÜNÜMEZE GELDİMİZİ TIKLAYIN

 

Askerlik yüksek bir pâyedir, Hakk’ın katında da, halkın katında da... Ona denk yüce bir topluluk ve gördüğü vazifeye denk yüksek bir vazife yoktur şu fânî âlemde. Yüklendiği iş itibâriyle, (zaman) onda başkalaşır, muammalaşır ve bir sır haline gelir. Saati seneler sayılır askerin.. talimiyle, terbiyesiyle ve serhad boylarında nöbetiyle geçirdiği saati.

 

Uhdesine verilen emanetleri görüp gözetmede onun gözü, lâhut-âlemini seyretmekle doymut ve dolmut bir göze denk tutulmuttur, sözü lâl ü güherin (1) dilinde. Ve bu noktada eti menendi yoktur askerin...

 

Onu vatanın bekçisi diye anlatırlar. Bence, ona topyekûn mukaddeslerin; mâzînin, harsın, hürriyet ve emniyetin en emîn muhâfızı demek daha uygun olacaktır. Zira, endişelerimiz ancak, onun mevcudiyetiyle zâil olur. Huzursuzluğumuz onun türkü ve haykırışlarıyla huzura ve emniyete inkılâb eder.

 

İnsanlık, askerle medeniyet ve umrana tırmanır. Fetihler ve sonra kültür akımları, onun sancağı ve mızrağıyla her tarafa ulaşır ve bu sayede yeni yeni medeniyetler doğar; yeni yeni iklimler aydınlığa kavuşur. Sonra taşıyıp geliştirdiği herşeyi, emniyet altına alma ve koruma da yine kendisine düşer. An olur, bir sel gibi çağlar, bir tufan kesilir, temizler her tarafı. Gün gelir buharlaşır, bir sıyânet bulutu kesilir milletinin üstünde... Dolu dolu gözleriyle yatıştırır tozu toprağı ve sular baştan başa bütün bir çemenzârı (2).

 

Milletlerin ölüş ve dirilişinde büyük tesiri vardır askerin. Bütün kaynaşmalar, huzursuzluklar ve nihayet yıkılışlar, hep onun kendinde olmadığı zamanlara rastlar. Bütün bir irfana eriş, kendine geliş ve diriliş ise, onun zinde ve canlı olduğu günlerde görülür. Çağlayanlar gibi akıp akıp gittiği, tepeleri düz, ovaları bereketli kıldığı günlerde...

 

Her milletin tarihinde asker, bir tepe varlıktır. O, dağ cesametiyle türkülere mevzu olur, destanlara renk katar ve milletinin gönlünde, yüce burçlarda dalgalanan bayraklar gibi huzurun ve emniyetin remzi haline gelir. Bu ma’nâda her milletin askeri vardır ve o milletin gözdesidir, canlılığı, şuuru ve aksiyonuyla.

 

Bir de anadan doğma asker millet vardır. O, asker doğar, askerlik türkülerinden ninniler dinler ve asker olarak ölür. Âşıktır askerliğe, serhad boylarına, akına ve kavgaya.

 

“Râyet’e meylederiz kâmet-i dilcû yerine,

Tuğa dil bağlamışız kâkûl u hoşbû yerine

Heves-i tîr u kemân çıkmadı dilden asla

Nâvek-i gamze-i dildûz ile ebru yerine

Severiz esb-i hünermend-i sâbâ reftârı

Bir peri-şekl sanem gözleri âhû yerine”

 

Gazi Giray (3)

 

Sığmaz kabına ve bir çığlık olup kıt’adan kıt’aya yayılır. Denizler gibi kükrer. Dağlarla pençeleşir, stepleri aşar, Çin Seddi’ne ayak öptürür.

 

O, kendini yerin tek vârisi bilir ve gözü dünya hâkimiyetindedir. “Gün doğusundan gün batısına kadar bizimdir” sözü, onda ideâlleşir ve bu uğurda ölüm, hayatın en tatlı gayesi ve en sevimli neticesi haline gelir. “Şimdiye kadar çok muzaffer oldum. Artık benim için Hakk yolunda ölenlerin eriştiği yüce saadetten başka bir şey kalmadı. Gayrı, akacak kanımın değeri bu olsun.” Ordusu muzaffer, ileri, kendi yüceler yücesine kanat çırpıp yükselirken, beşikten o âna kadar içinde taşıdığı ma’nâya bir kere daha tercüman olur: “Attan inmeyesüz!” Bu aydınlık tufanı, Lazar’ın ve Miloş’un ülkesini de sardıktan sonra, Balkanlar’ın ona mezar olmasının ne ehemmiyeti var..!

 

Asker millet, elinde taşıdığı meş’ale ile her tarafı aydınlatma yolundadır. Mızrağının ucunda taşıdığı ışıkla, en ücra yerlere koşar; insanlık için; onun saadeti ve aydınlığa ermesi uğruna dağlara tırmanır; denizlerle boğuşur, surları göğüsler, bir yıldırım gibi milletlerin beyninde çakar; zulmü ve zâlimi târumâr eder.

 

Geçilmez zannedilen surlar ve yüksek burçlar onun karşısında toz duman olur, erir. Mütekebbir ve mağrur başlar, huzurunda iki büklüm olur. Kılıç çalışı gökte ve yerde velvele meydana getirir. Tuğuna ve sancağına cihan selâm durur. O âbide ruh için dost selâm durur, düşman selâm durur. Muvakkat bir kadirşinaslığı içinde Monstesqieu: “Bu millet olmasaydı tarih olmazdı” der. Asker millet için, bu hüküm doğru fakat eksiktir. Zira bu millet, tâhidi bulunduğu yüce âlem ve büyük da’va itibâriyle, tarihinde, medeniyetin de kurucusu ve koruyucusu olmuştur.

 

Evet o, baştan başa insanlık ufkunun karardığı bir dönemde, bir kama gibi zulmetleri yırtmış ve kendinden sonraki devirlere hükmünü kabul ettirmiştir. Cesaretiyle, ikdamıyla ve ölüme karşı fütûrsuzluğuyla...

 

Ve yine o, taarruzunda destanlara sığmaz bir celâdet gösterirken;

 

“Vur pençe-i âlîdeki şemşîr aşkına

Gülbangı, âsûmânı tutan pîr aşkına

Ey letker-i müfettihu’l-ebvâb vur bugün

Feth-i mübîni zâmin o tebşir aşkına

Vur deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl için

Gelmiş o şehsuvâr-ı cihangir aşkına

Düşsün çelengi Rum’un eğilsin ser-i freng

Vur Türk’ü gönderen yed-i takdir aşkına.”

 

Y.K.

 

Müdâfaasında da cansiperânedir. Hattâ onun müdâfaası, taarruzundan farksızdır. Batılı; “bütün milletlerin müdâfaadan ümitlerinin kesildiği yerde onun taarruzu başlar” der. Bu, Malazgirt’ten Çanakkale’ye kadar, destanlaşan bir milletin aksiyonunun en güzel ifadesidir. Palandöken’de, Rus ordusunu, elindeki satırıyla karşılayan ninesinden, yüzünden duvağı çözüp Çanakkale’ye koşan gelinine kadar, batılının gözünden kaçmamıştır bu millet.

 

İmkânsızlığın ve yokluğun kendini boğmaya çalıştığı dönemde dahi, İngiliz toplarına süngüsüyle cevap veren Mehmetçik, tarihe gömülürken, Ulubatlı Hasan’la selâmlaşır, Mohaç’a tebessüm atfeder, Malazgirt’ten geçip “Bedr’in Aslanlarıyla” boyun boyuna gelir.

 

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe” desem sığmazsın

Hercümerc ettiğin edvara da yetmez o (kitab)

Seni ancak ebediyetler eder istiâb...

................................................

Ey şehid oğlu şehid isteme benden makber!

Sana âğuşunu açmış duruyor Peygamber

 

M.A.

 

Onun süngüsü, yüz defa iniltimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Yakın tarihimizde dahi kaç defa onda mâzînin tebessüm eden çehresini ve yıldırımlaşan celâdetini gördük... Eğer, atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçmeseydi, bütün bir millet olarak inkisâr içinde ağlamadan başka çaremiz kalmayacaktı...

 

Tuğa selâm, sancağa selâm ve ölçülerimiz içinde onu tutan yüce başa binlerce selâm

 

güneş

GÜNEŞ DOĞACAK

Ey mâyesi nurla yoğrulmuş millet!

Hele dişini sık az daha sabret!

Aman, sönmesin sînendeki himmet!

Son durağın “Devlet-i ebed müddet...”

 
 

Hiç durma yürü ki, yollarda gözler!

Durmuş şehid baban yolunu gözler

Geril, koş! Seni bekliyor pürüzler

Gel artık sevinsin kederli yüzler..!

 

Belli, da’vâ büyük yollar da uzun;

Ne gam! Yolcusu olmuşsun Sonsuz’un.

Kutlu Rehber bu yolda kılavuzun..

Lafı mı olur artık, karın-buzun..!

 

Nasıl olsa bir gün güneş doğacak;

Çevreye yeniden nurlar yağacak;

Dağ-dere, ova-oba bucak bucak,

Işık gelip karanlığı boğacak...

8

Image Hosted by ImageShack.us

 

 


 

 

 

ZİYARETCİ DEFTERİM

zekigarden@hotmail.com

TIKLA ŞURAYA KARALA BİR ŞEYLER..

  

                                                                                                    
 
 
 

 
Aucun contenu n'a été ajouté.